TEST SONUCUNU VERMEDEN ÖNCE YAPILMASI GEREKEN ÇOK İŞ VAR !
İNSİDANS ve PREVALANS :
İNSİDANS , PREVALANS‘ın alt kümesidir. Yani Prevalans , insidansı da içine alır. Çünkü insidans sadece yeni olguları içerir.Prevalans ise, eski ve yeni olguların tamamını içerir, ikisinin toplamıdır.
Örnek verelim :Soğuk algınlığından bahsedersek akut bir olay, yani yeni bir olay söz konusudur ve insidansı yüksektir, prevalansı ise düşüktür. Meme CA, Over CA, AIDS, Multiple Skleroz, Kistik Fibrozis, SLE, Myasthenia Gravis, Hemofili, Konjenital Sifiliz’de de düşük prevalans vardır.
Başka bir hastalık olan Romatoid Artrit‘den örnek verdiğimizde bu sefer durum tersine döner. Kronik bir hastalıktır. Romatoid artritin PREVALANSI YÜKSEKTİR, insidansı daha düşüktür. Çünkü Romatoid artrit, bir türlü iyileşemez. Vakalar eski, kronik vaka statüsündedir. Major Depresyonda da yüksek prevalans vardır.
Bir laboratuvar testinde analitik ve klinik performans birbirinden farklı olabilir, analitik performans çok iyi olabilirken, klinik performans kötü olabilir. İstenen ikisinin de uyum içersinde iyi olmalarıdır.
Analitik ve klinik performansı bir çok değişken etkiler, bunlar :
Accuracy ; Analit’in gerçek değeri ile, ölçülen değer’in uyumudur. İn-Accuracy = BİAS ; Referens değer ile numunenin sonsuz kez ölçülmesi ortalaması arasındaki uyumdur. BİAS veya İnaccuracy ile yöntem karşılaştırma yapılabilir. Accuracy, Precision ve rapor aralığı ile test performansı belirlenir. Rapor Aralığını saptamak için, DOĞRUSALLIK ( linearite ) çalışmaları yapılır.Analitik Duyarlılık ( SE ) ve Analitik özgüllük ( SP ) ile potansiyel İNTERFERENS maddeleri saptanır, interferens ve recovery ( geri kazanım ) çalışmaları yapılır. Presizyon çalışmasında , impresizyon ( belirsizlik ) saptanması için tekrarlama çalışmaları yapılır. Bir test, birden fazla değişik YÖNTEMLE, CİHAZLA , FARKLI LABORATUVARLARDA ÇALIŞILIYORSA, 6 ayda bir sonuçlar arasındaki ilişki değerlendirilir.Dış Kalite Kontrol programına girilmemiş ise, 6 ayda bir ACCURACY ( DOĞRULUK ) değerlendirilir.Bir önemli nokta da, her Biyokimya uzmanıTÜRKAK ISO 15189 LABORATUVAR AKREDİTASYONU’na katılmalı en azından içindeki mevzuatı teferruatlı olarak bilmelidir. ANALİT :Ölçümü yapılan bileşendir bu hücre de olabilir. ANALİTdenilen maddenin ölçülebilir olması da MEASURAND özelliğindendir ve bu ad ile anılır. Örneğin serumda ölçülecek olan GLUKOZ analit’dir, kantitatif olarak ( mg / dl ) madde miktarı ölçülebildiği için buna da MEASURAND denir.
Efficiency ( ETKİNLİK ), D’lerin yani Doğruların oranıdır. Testin sonuçta sonuç paydaşları : Doğru Pozitif ( DP ), Doğru Negatif ( DN ), Yanlış Negatif ( YN ), Yanlış Pozitif ( YP )’dir. Ayrıca SE sentitivity, SP ise spesifisite’dir.
Doğruluk ve Etkinlik PREVALANS’a bağlıdır, o nedenle sınırlı kulanılır. Efficiency ( Etkinlik ), testin DOĞRU olarak saptadığı kısmın, tüm çalışılan kişilere oranıdır. Etkinlik, doğruların hepsine oranıdır. Çok sayıda çalışmanın hem kalitatif olarak, hem de istatistiksel olarak birleştirilmesine META – ANALİZ denir.
Miyokard Enfarktüsü, Lupus Eritamatozis, Benign Lösemi, Benign Lenfoma ve Diyabetes Mellitus’da YÜKSEK ETKİNLİK vardır.
Repeatability yani tekrarlanbilirlik ; kısa bir zaman içersinde, aynı çalışan ile, aynı laboratuvarda, aynı yöntemle, aynı cihazda ve aynı materyalde, ard arda ANALİT ( ölçülen madde ) ölçümleri yapılır. Elde edilen test sonuçları arasındaki uyum, tekrarlanabilirliktir ( WITHIN RUN PRECISION , çalışma içi kesinlik ).
Repeatability, en küçük rastlantısal değişikliktir. Belli şartlar altında aynı materyalden elde edilen bağımsız ölçüm sonuçlarının dağılımıdır. Farklı şartlar vardır : Bunlar zaman, kalibrasyon, çalışan teknisyen, cihaz, kit-reaktif’dir.Bunları ingilizce terimlerle de ifade edersek : Between run, within run, within day, between day, within device, within laboratory.
İntermediate precision ( Ara kesinlik )‘da ise Yöntem ile ilgili herşey aynı’dır. Sadece bazı şartlar farklıdır ( zaman, operatör, kalibrasyon, chaz, donanım ). WITHIN RUN PRECISION‘da aynı laboratuvar ve aynı cihazda, aynı çalışan ve aynı zamanda ölçülen presizyon’dur.
Recovery, geri kazanım :
Orantılı sistematik hatayı saptar. Ölçüm materyaline EKLENEN ANALİTİN saptanması esastır.Yüzde ( % ) olarak ifade edilir.En ideal sonuç % 100’dür.Bundan farklı sonuç orantılı hatanın göstergesidir.
Reproducibility, yeniden üretilebilirlik :
Farklı koşullarda ( farklı çalışan, farklı laboratuvarda ), AYNI ANALİT’İN, AYNI YÖNTEM İLE AYNI CİHAZ İLE ard ardına ölçümüdür. Örneğin İl içindeki devlet hastane laboratuvarları için yapılan sağlık müdürlüğü ihalesi sonucu oluşan durum iyi bir örnektir. Bu durumda hastane laboratuvarında aynı cihaz ve kiti kullanan il ve ilçe hastane laboratuvarlarından üretilen sonuçlar REPRODUCİBILITY’e ( yeniden üretilebilirlik ) en iyi örnektir. Test sonuçları RANDOM ( RASTLANTISAL ) hatayı gösterir.
Clinical Reportable Range ( CRR ), Rapor aralığı : Analitik ölçüm aralığını da gösterir aslında. Cihaz + Kit + sistem’den Geçerli Test Sonuçlarının aralığını alırız. Rapor aralığındaki hatalar, NON-LİNEARİTE’den ve İMPRESİZYON ( BELİRSİZLİK )’dan kaynaklanır ve kabul edilebilir.
IFCC’ye göre ANALİTİK ARALIK , modifikasyon yapmaksızın, yöntemin uygulanabildiği konsantrasyon veya miktar aralığıdır. CAP’a göreAnalitik ölçüm aralığı da aynısıdır., Klinik olarak rapor edilebilen aralıktır. Yöntem içersinde dilüsyon vardır, örneğin konsantre edilmesi de vardır. Ön işlemler vardır. Totalde yöntemin doğru olarak yapılabildiği aralıktır.
Analitik Duyarlık ( Limit of Balank LoB, Limit of Detection LoD, Limit of Quantitation LoQ ) :Analitik Duyarlılık, saptama sınırı değildir. Saptama sınırı analitik duyarlılığın bir bileşenidir. Saptama sınırı LoB, LoD, LoQ ‘dur. Analitik duyarlık , saptama sınırını da içine alan büyük bir kümedir. Analitik Duyarlık, bir analitin küçük değişikliklerini bile saptayabilmektir. Bu durum kalibrasyon eğrisi eğimi ile ifade edilir. Kalibrasyon eğrisinin eğimi ÇOK YÜKSEK ise Analit Duyarlılığı yüksektir, Kalibratör değer oynaması çok düşük demektir yani iyidir.
İnterferensler ( Analitik Özgüllük ) :
Precision ( Kesinlik, within run, between run, day to day, vs. ) .
REFERENS ARALIĞI :Sağlıklı popülasyonun % 95’ini kapsar. Toplumun geri kalan % 5’i ise sağlıklıdır fakat, referens sınırları dışındadır. Aslında sağlıklı olan % 100’dür.
Bu konuyla ilgili bir problem çözelim :
SORU : Sağlıklı bir kişiden tek bir test ( örneğin amilaz ) istenirse, bu test sonucunun referens aralığı içersinde kalma yüzdesi % 95 ise, üç test birden ( amilaz, GGT, ALP ) istenirse, referens aralığı içersinde kalma olasılığı ne olur ?
Cevap : % 95 = 0.95 ; 0.95 x 0.95 x 0.95 = 0.85 yani % 85’dir.
Klinik Karar Sınırı : Referens sınırından farklıdır. Tıbbi duruma göre, hastanın kliniğine göre karar verilir. Kritik değer ise panik değerdir. Eşik değeri cut-off olarak bilinir. Ayrıca Terapötik düzey ve toksik düzey gibi kavramlar da vardır.
Referens Değişim Değeri , Referens Varyasyon Value, RDD, RVV :Genelde sabit Referens değer kullanılmaktadır, fakat daha da iyisi vardır ve bu da RDD ( RVV )’dir. Bunun nedeni Analit’in BİYOLOJİK DEĞİŞKENLİĞİve Analitik DEĞİŞKENLİK‘tir. RDD’nin amacı : Belli olasılık düzeylerinde kişinin sonuçları arasında önemli bir fark var mı ? Bunu RDD belirler.
RDD formülü :
ÖRNEK PROBLEM : Kolesterol yüksekliği olan hastada STATİN TEDAVİSİ sonucu Karaciğer enzimlerinin bir miktar yükseldiği gözleniyor. Bu durum önem arz eder mi ? Ne kadar önemlidir ? Bir tablo yapalım bununla ilgili olarak :
CV A = % 10, CV BB = % 15.6 olarak veriliyor bize.Bu durumda RDD değerini bulmak için, değerleri yukarıdaki formülde olduğu gibiyerlerine koyarsak :
ALT testi için % 95 ‘de Z : 1.96 , sonuçta formülde yerlerine koyarsak RDD : % 51.4 bulunurken ; % 99 ‘da Z : 2.58 , sonuçta formülde yerlerine koyarsak RDD : % 67.6 bulunur.
AST testi için CV A = % 10, CV BB = % 4.7 olarak veriliyor bize, % 95 ‘de Z : 1.96 , sonuçta formülde yerlerine koyarsak RDD : % 30.6 bulunurken ; % 99 ‘da Z : 2.58 , sonuçta formülde yerlerine koyarsak RDD : % 40.5 bulunur.
Bu sonuçlar ; ilaç kullanımından 4 ay sonra ALT ve AST değerlerinin bazal değere göre % 100 oranında artmış olduğunu bize göstermektedir. ALT 30’dan 60’a ; AST ise 28’den 62’ye çıkarak % 100 artış oluşmuştur. Yani % 99 olasılık düzeyini geçmiş, o nedenle Z değerini alırken % 99 kısmını dikkate alacağız.Bu durumda Karaciğer dokusustatin kullanımından olumsuz olarak etkilenmiştir kanaatine varabiliriz.
Bİ = BBV / BARBV ; yada başka gösterişle Bİ = CV i / CV g ; veya Bİ = Bireysel CV / Genel Referens Aralığı CV
Peki biz, hangi durumda hangi test aralığını kullanacağız ?
Bİ = CV i / CV g formülünde Bİ, dolayısıyla CV i YÜKSEKSE ; Yani CV’nin yüksek olması istenen bir durum değildir.
CVi’nin yüksek değerde olmasıgüvenirliliğini azaltır, dolayısıyla Bİ’nin de yüksek olması, BİREYSEL VARYASYON’a güvenirliği azaltır, çünkü CVg düşük değerdedir ve bu istenen ideal bir durumdur, bu durumda genel referens aralığına güvenmemiz gerekir. Yani Bİ yüksek ise, bireysel referens değerlerine değil, genel referens değerlerine bakılır, bu daha doğru olur. CV ne kadar yüksek olursa, test sonuçları o kadar güvensiz olur.
ARİTMETİK ORTALAMA ; STANDART SAPMA ( SD ), VARYASYON KATSAYISI ( CV ) : Tüm bu terimleri bir formül üstünde gösterelim.
Standart Deviasyon( SD ) yada Standart Sapma , verilerin dağılım genişliğini gösterir. Her bir sonuç için, katılımcı sonucundan ATANMIŞ SONUÇ çıkarılıp bu çıkan sonucun karesi alınır. Bu işlem, tüm sonuçlar için ayrı ayrı tekrarlanır. Elde edilen farkların kareleri alındıktan sonra hepsi toplanır. Çıkan rakam, katılımcı sayısının ( n ) bir eksiğine ( n-1 ) bölünür. En sonunda da KAREKÖK alınır ve SD bulunur. SD’a ÖLÇÜM BELİRSİZLİĞİ ( MEASUREMENT UNCERTAINTY , MU, ÖB ) eklenirse GENİŞLETİLMİŞ SD bulunur.
Ölçülen Büyüklüğüngerçek değerinikapsayan değerler aralığını karakterize eden, ” tahmini değerdir ”. Eksternal Kalite Kontroldeki ölçüm belirsizliği ( ÖB ), SD’nin katılımcı sayısının kareköküne bölünmesi ile bulunur. Ölçüm belirsizliği değeri, 1.25 çarpanı ile hesaplanırsa, ROBUST istatistik yapılmış olur ve ROBUSTÖLÇÜM BELİRSİZLİĞİ bulunur.
Neden 1.25 ile çarpıyoruz ? Çünkü X aritmetik ortalama ile SD ilişkisi yerine, ORTANCA ile SD’nın kullanılmasından kaynaklanan DÜZELTME FAKTÖRÜDÜR.
Ölçüm Belirsizliği, BİRLEŞİK STANDART BELİRSİZLİĞİN k FAKTÖRÜ İLE çarpılırsa, GENİŞLETİLMİŞÖLÇÜMBELİRSİZLİĞİ ( GÖB ) hesaplanır. Yeterli sayıdaki guruplarda, yaklaşık % 95’lik bir güven aralığı için k = 2 çarpanı kullanılır.
STANDART DEVİASYON İNDEKSİ ( SDI ) yani Z SKORU :
Eksternal Kalite kontrol programında KABUL EDİLEBİLİR PERFORMANS İÇİN SDI’e yani Z skoruna bakılır. Bir sonucun, hedef değer yani Atanmış Değer‘den ( AD ) farkının, katılımcılardan elde edilen YETERLİLİK DEĞERLENDİRMESİ ( YTD ) SD‘a oranlanmasıyla bulunur.
Aşağıdaki tabloda formül gösterilmiştir.
YTD SD , katılımcılardan elde edilen sonuçlardan veya değerlendirme kurulunun belirleyeceği performans kriterinin ( Toplam İzin verilebilir hata kriteri ) 3’e bölünmesi ile bulunur.
Yukarıdaki formüller, test performanslarını belirlememiz için bizlere yol gösterirler. En çok kullandığımız verilerin başında da % CV ( CEFFICIENT OF VARIATION , DEĞİŞKENLİK KATSAYISI , % CV ) gelmektedir.
% CV, SD’nun ortalamaya göre % kaçlık DEĞİŞİM ( VARYASYON ) gösterdiğini belirtir. % CV, varyasyonu yani değişkenliği standardize ettiği için, tekrarlanabilirliğin değerlendirmesinde kullanılır.
DOĞRULUK KATSAYISI ( % BIAS ) :
Bir seri ölçümden elde edilen ORTALAMA DEĞER İLE, GERÇEK OLDUĞU KABUL EDİLEN DEĞER ARASINDAKİ FARKTIR. Bu durumda % BIAS, SİSTEMATİK HATAYI VERİR. Testlerin Güven Aralığı % 95 güven aralığına göre yapılmalı ve hesaplanmalıdır.
SENSİTİVİTE ( SE ) VE SPESİVİTİVİTE ( SP ) ÇOK DÜRÜSTTÜR, YALAN BARINDIRMAZ !
% 95 SENSİTİVİTESİ VAR DEMEK :% 95 HASTALIĞI YAKALIYOR, DOĞRU POZİTİF DEMEKTİR ; geriye kalan % 5 de aslında hastadır yani pozitiftir ama, yanlışlıkla negatif bulunmuştur, yanlış negatiftir. Yani olayı başlangıçta % 100 hasta kabul edersek, % 95 doğru pozitif ( DP ), % 5 ise Yanlış negatiftir ( YN ) . Çok mükemmel bir test kiti , metodu ve cihazı olsa bu % 5’lik kısım da pozitif yani hasta olarak bulunacaktır. Zaman içinde ” sensitivite hastayı mı, sağlamı mı gösteriyordu ? ” diye unutabilir ve tereddüte düşebilirsiniz. Bunu hep hatırda tutmak için ”SENSİTİVİTE ” kelimesindeki EN harflerini ENfeksiyonu yani hastalığı belirttiğini farzederek böyle aklınıza yazarsanız, sensitivite’nin hastalığı gösterdiğini hiç unutmazsınız.
SENSİTİVİTE’de sadece DOĞRU ( dürüst bilgi verir, yalan söylemez ) konuşulur, Yanlış da gerçekten yanlıştır, doğru da gerçekten doğrudur. Doğru sayısı da yanlış sayısı da gerçeği yansıtır. Örneğin sensitivite formülünde doğru pozitif, gerçekten doğru pozitif yani hastayı gösterir. Yine bu formüldeki Yanlış negatifitirafçıdır, yani diyor ki ”aslında bu da pozitifti, ben yanlış olarak negatif buldum. ” Yani sensitivite, bize sunduğu değerler itibariyle hep gerçekleri sunar. Tıpkı spesivitivite’nin sunacağı gibi.
SPESİVİTİVİTE ( ÖZGÜLLÜK, TANIYI SAPTAMAK, TANIYI DOĞRULAMAK için ) :
% 95SPESİVİTİVİTESİ VAR DEMEK : % 95 SAPASAĞLAMLARI,HASTA OLMAYANLARI YAKALIYOR, DOĞRU NEGATİF DEMEKTİR ; geriye kalan % 5 de aslında SAPASAĞLAMDIR yani NEGATİFTİR ama, yanlışlıkla pozitif bulunmuştur, yanlış negatiftir. Yani olayı başlangıçta % 100 sapasağlam kabul edersek, % 95 doğru negatif ( DN ), % 5 ise Yanlış pozitiftir ( YP ) . Çok mükemmel bir test kiti , metodu ve cihazı olsa bu % 5’lik kısım da negatif yani sapasağlam ( aradığımız hastalık yok ) olarak bulunacaktır. Zaman içinde ” spesivitivite hastayı mı, sağlamı mı gösteriyordu ? ” diye unutabilir ve tereddüte düşebilirsiniz. Bunu hep hatırda tutmak için ”SPESİVİTİVİTE” kelimesindeki SP harflerini SAPASAĞLAM yani hastalığı yok‘u belirttiğini farzederek böyle aklınıza yazarsanız, spesivitivite‘nin hastalığı gösterdiğini hiç unutmazsınız. Ayrıca yine bu SP harflerinden yola çıkarak, SAPTAMA kelimesi ile ilişki kurarak ( yine SP benzer ses uyumu var ), spesivitivite’nin tanıyı saptamak için yani tanıyı doğrulamak için kullanılacağını da kolayca aklımızda tutarız. Spesivitivite, tanıyı saptamak için kullanılıyorsa ; sensitivite de tanıyı dışlamak için kullanılacaktır kuralı da kendiliğinden oluşmaktadır.
SP’de sadece DOĞRU ( dürüst bilgi verir, yalan söylemez ) konuşulur, Yanlış da gerçekten yanlıştır, doğru da gerçekten doğrudur. Doğru sayısı da yanlış sayısı da gerçeği yansıtır. Örneğin SP formülünde doğru negatif, gerçekten doğru negatif yani sağlam kişiyi, hasta olmayanı gösterir. Yine bu formüldeki Yanlış pozitif iseitirafçıdır, yani diyor ki ”aslında bu da negatifti, ben yanlış olarak pozitif buldum. ” Yani SP, bize sunduğu değerler itibariyle hep gerçekleri sunar. Tıpkı SE’nin sunduğu gibi.
Bazı reaksiyonlardaki cut off değerleri spesivitivite ile belirlenir. Spesivitivite ile cut off değeri doğru orantılıdır. Spesivitivite artar ise, cut off değeri de yükselir. Cut Off değeri, sENSİTİVİTE ile ile ters orantılıdır. Sensitivite artar ise , cut off değeri düşer.
Tanıyı doğrulamak, saptamak için yüksek spesificity ( SP ) gerekirken ; tanıyı dışlamak için de yüksek sensitivity ( SE ) gerekmektedir. Bu yüksek durum; testin, hasta ve kontroller arasındaki ayırım gücünü gösterir.
Bu kadar hassas hesaplama içermesine rağmen, sadece SE ve SP, laboratuvar uzman hekiminin de, klinisyenin de karar verebilmesi için yeterli olmaz.
ÖNGÖRME, ÖNCEDEN TAHMİN EDEBİLME PARAMETRELERİ ( YALANI BOLDUR ! ):
Positive Predictive Value ( PPV ) ve Negative Predictive Value ( NPV ) ise YALANI SEVER !
Predictive : Öngörme, önceden bilme, tahmin etmek demektir. O nedenle yanılma payı her zaman daha fazladır, o nedenle yanlış sonuçları da doğruymuş gibi içerir, yani yalanı sever.
PPV’de pozitif test , gerçekten pozitif mi ? NPV’de negatif test gerçekten negatif mi ?
PPV ‘de Doğrusuyla yanlışıyla hepsi kabuldür. NPV’de de yanlışıyla doğrusuyla hepsi kabuldür. Dolayısıyla PPV de, NPV de çok seçici değildir. Yanlış + Doğru olarak hepsine formüle dahil eder.
PPV’de hastalar bulunur, o nedenle adına pozitif denmiştir. İster doğru olarak pozitif bulunan hasta olsun, ister ise yanlış olarak pozitif bulunan hasta olsun ( yani , aslında sağlam olan birisine yanlışlıkla pozitif sonuç bulunsun ) hepsi formüle dahil edilir.Doğru yanlış bakılmaz. Oysa SE ve SP’de sadece doğrular yazılıyordu yani bir hasta yanlış olarak pozitif bulunmuşsa, yanlış pozitif ( YP ) yazılıyordu formüle.
NPV’de sapasağlam olanlar yani hasta olmayanlar bulunur, o nedenle adına negatif denmiştir. İster doğru olarak negatif bulunan sapasağlam olsun, ister ise yanlış olarak negatif bulunan sapasağlam diye rapor edilen ama gerçekte hasta olan birisi olsun ( yani , aslında hasta olan birisine yanlışlıkla negatif ” sanki sağlammış gibi ” sonuç bulunsun ) hepsi formüle dahil edilir. Doğru, yanlış bakılmaz. Oysa SE ve SP’de sadece doğrular yazılıyordu formüle.
Bir test örneğiyle bu durumu açıklayalım : Rastgele 1000 kişiye influenza testi yapılmıştır. Veriler 2×2 tablosuna yerleştirilmiştir.
Hem PPV, hem de NPV oldukça yüksek ise ( > % 98 ) ; sonuçlar inandırıcıdır, güvenlidir.
Acil Servis’e veya Nöroloji polikliniğine gelen hastalar ile dahiliye hatta KBB polikliniğine gelen hastalar arsında test istemi yapılan S-100 B protein düzeyleri arasında ciddi fark olur. Predictive Value ( PV ), hastalık prevalensinden etkilenir. Bu nedenle S-100B protein sonuçları ; nöroloji polikliniğinde dahiliye polikliniğinden daha yüksek çıkar. O nedenle PPV ve NPV ; nöroloji polikliniğinde, dahiliye polikliniğine göre daha yüksek çıkar. PPV ve NPV ‘nin nöroloji polikliniğinde dahiliye polikliniğine göre daha yüksek çıkması, PREVALENSİNİN de yüksek çıkmasına neden olur. Çünkü PPV ne kadar yüksek olursa PREVALENS de o kadar yüksek olur.
PREVALENS , PPV ile doğru orantılı ve NPV ile de ters orantılıdır. Hastalıklar polikliniğin çeşidine göre ( Nöroloji polk. ve KBB polk. ) PREVALENSİ değiştirebilirken, SE ve SP değişmez ! Prevalens, PPV ce NPV’den etkilenirken ; SE ve SP’den etkilenmez.
Bir toplumda BELİRTİSİZ , NEREDEYSE SEMPTOMSUZ HASTALIK VARSA , PREVALANS DÜŞÜKTÜR. Bu hastalıkların toplumda doğru olarak taranabilmeleri için, SE ( Doğru pozitif ) YÜKSEK OLMALIDIR. İlaveten YP yani ( 1- SP ) de düşük olmalıdır.
FEOKROMASİTOMA gibi tanı konabilirse % 100 tedavi olabilen hastalığın teşhisi için SE, % 100’e yakın olmalıdır. Veneral hastalıklar ve enfeksiyonlar da böyledir. BU HASTALIKLARDA SE ÖNEMLİDİR.
Multiple Skleroz ve KANSER teşhislerinde ise SP % 100’e yakın ( SP önemlidir ) olmalıdır. SP artarsa, ( 1 – SP ) yani YP azalır, ters orantılıdır. Akciğer KANSERİteşhisinde, BETA HCG ölçümünde YÜKSEK PPV önemlidir.
Bir test kitinin insert’ünde aşağıdaki 2×2 tablosu verilmiş ise buradan gereken hesaplamaları yapalım :
Örnek problemleri artırırsak konu daha da iyi anlaşılacaktır. Yine bir test kiti olsun ve insert’üne baktığımızda bir takım veriler görürüz. Bu verileri 2×2 tablosunda yerleşmiş olarak kit insert’lerinde görmekteyiz. Bu verilerden yapacağımız hesaplama ile, test kitinin iyi mi yoksa kötü mü olabileceğini anlayabiliriz. Aşağıdaki örnekte başka bir test insert’ünde veriler 2×2 tablosunda belirtilmiştir. Yapılan hesaplamalara göre, test kitinin çok iyi olmadığı ve orta derece ile kötü derece arasında bir kit olduğu tesbit edilmiştir.
Şu vurgu unutulmamalıdır : Bir test kitinin iyi performans gösterebilmesi için PPV ve NPV olabildiğince en yüksek değerleri içermelidir. Kötü bir tarama kiti nasıl değerlere sahip olur, onu da aşağıdaki örnek ile gösterelim.
SE ve SP ; seçilen eşik değere göre birbirinin aleyhine değişir. Biri azalırken, diğeri artar. Yani eşik değer için SE, SP ile ters orantılı olur.
Hafif travmatik beyin hasarı (mTBI) olan hastaların klinik değerlendirmesi zordur ve acil serviste baş BT’sinin aşırı kullanımı büyük bir sorundur. Birkaç çalışma, kafa içi kanamayı tahmin etmeyi amaçlayan yeni araçlar belirleyerek mTBI’den sonra gereksiz baş BT’lerini azaltmaya çalışmıştır. Bazı literatürlerde, daha yüksek S100B proteini düzeyleri, mTBI’den sonra kafa içi kanama ile ilişkilendirilmiştir.
S-100B proteininin basit bir kan testiyle ölçülen, beyin hücresi hasarının yeni bir biyokimyasal belirteci olarak kullanılabileceği yönünde artan kanıtlar bulunmaktadır.
Serum S-100B’nin tepe değerlerinin herhangi bir son nokta parametresiyle en yüksek korelasyona sahip olduğu gösterildi. Kabul değerlerinin de yaralanma şiddeti ve sonuçla önemli bir korelasyonu vardır ancak oldukça zamana bağlı bir zamansal seyir gösterir. İlk 48 saatte çoklu travma hastalarında S-100B’nin ekstrakraniyal salınımı vardırancak birçok çalışma S-100B ile yaralanma şiddeti, görüntüleme bulguları ve sonuç arasında net bir ilişki bulduğu için etkisi sınırlıdır.
Sonuç’ta S-100B, beyin hasarının yeni nesil moleküler serum belirteçlerine aittir. Bu belirteçler, hem klinik hem de deneysel ortamlar için bir vekil sonuç belirteci veya izleme parametresi olarak potansiyele sahip olacaktır. Bu örneğimizde de İNME ( SVH, TİA ) SEMPTOMLU HASTALARDA YAPILAN, BİR KİT VERİSİ ÜZERİNDEN HESAPLAMA YAPALIM, S100P protein sonuçları 200 inme semptomlu hastadayukarıda şekilde gösterildiği gibi olduğunu varsayalım. Bu hastalarda DN, YN, DP, YP sayısal verilerinden bu test kitinin nasıl bir performansta olduğunu ortaya koyalım. Aşağıdaki şekilde de yapılan hesaplama gösterilmiştir :
SE % 90 demek : Hastaların % 90’ını doğru olarak yakalar ( DP, Doğru Pozitif ) demektir. Geri kalan % 10’unu ise hasta olduğu halde yakalayamıyor demektir ( YN, Yanlış negatif ).
SP % 60 demek :Sağlamların yani hasta olmayanların % 60’ını doğru olarak yani ” hasta değil. sağlam ” olarak yakalar ( DP, Doğru Pozitif ) demektir. Geri kalan % 40’ını ise sağlam olduğu halde yakalayamıyor, yanlış olarak hasta olarak görüyor demektir ( YP, Yanlış pozitif ).
Yukarıdaki tabloyu incelersek : Test yaptıran 200 hastanın 100 tanesine SVH ( inme ) teşhisi ( DP+ YN )koyuluyor, geriye kalan 100 hasta’da ise ( 40 + 60 ) SVH teşhisi dışlanıyor. Şimdi bu tablonun Nöroloji değil de dahiliye polikliniği için oluşturulduğunu varsayalım ve SVH olmayan hasta sayısının 1000 olduğunu düşünelim. Diğer değerler aynı kalırsa yeni bir tablo yapalım :
Yukarıdaki tabloda toplamda 90 + 10 + 400 + 600 = 1100 hasta vardır. Toplam hasta sayısı içindeki gerçek pozitif vaka sayısının azalması veya artması PPV ve NPV’yi değiştirebilirken, SE ve SP’yi değiştiremez. Söz gelimi bu tabloda 1100 test yaptıran hasta sayısında %90 SE, % 60 SP, % 18 PPV, % 86 NPV hesaplanırken ; Önceki tabloda 200 test yaptıran hasta sayısında %90 SE, % 60 SP, % 69 PPV, % 86 NPV hesaplanmıştı. Dikkat ederseniz SE ve SP değişmemiştir.
1100 test yapılan gurupta prevalens hesaplanırken :
PREVALANS = GERÇEK POZİTİF / TOPLAM TEST YAPILAN HASTA SAYISI
PREVALANS = ( 90 + 10 ) / 1100
PREVALANS = % 9.1 bulunur.
Tekrar yukarıdaki 2×2 tablosundan üretilen PPV sonucunu irdelersek, % 18 PPV bulunduğunu görmekteyiz.Yani 100 pozitif sonuç çıkan gerçek hastanın sadece 18 tanesini yakalayabilmiştir, yalnızca % 18 gerçek hastayı pozitif yakalamıştır. Geride kalan 100 hastanın 82’si pozitif olduğu, gerçek hasta olduğu halde onları yakalayamamıştır. Çok çok düşük bir yakalama performansıdır, test iyi değil, hatta çok kötüdür. Aynı tablodan % 98 NPV üretildiğini görmekteyiz. Yani SVH olmayan sapasağlam vakalardan, 100 sağlam vakadan 98 tanesini doğru olarak negatif yani sağlam olarak bulmuştur, sadece 2 hastada yanılmış, onları yanlış negatif bulmuştur.
Bir toplumda hastalık için : PPV düşük olduğunda, prevalansı da düşük olur. Prevalans düşük ( PPV düşük ) fakat sensitivite ( SE ) yüksek ise, YANLIŞ POZİTİF de ( YP ) yüksek olur.
Toplumda kanser testitaraması yapıldığında prevalans düşük çıkar. Dolayısıyla PPV de düşüktür. Bu test’de YP yüksek çıkar. Test ‘in SE’i yüksek olsa bile bu test için YP yüksek çıkar. Bu nedenle Tümör Marker tarama testleri iyi bir kanser tarama ve kanser doğrulama testi değildirler, çünkü toplumda kanser prevalansı düşüktür.
Çok kanser görülen ( prevalans yüksek ) izole bir toplumda, PPV yükseleceği için bu testler o toplumda işe yarayabilir. Örneğin Pulmoner emboli var mı ? Yok mu diye bir BNP / pro BNP test taramasını üç farklı sağlık kurumunda rastgele hastalara yapsak : Birinci basamaktaki prevalans, kesinlikle ikinci ( Devlet Hastanesi ) ve üçüncü basamaktaki ( Tıp Fakültesi veya Eğitim Araştırma hastanesi ) bulunacak prevalanslardan daha düşük olacaktır. Çünkü ikinci ve özellikle de üçüncü basamaklardaki hastanelerde klinik performans daha güçlüdür.