KIZIL ELMA

KIZIL ELMA

     

Tarihe bile sığamayan koskoca “ŞANLI TÜRK TARİHİ” yeryüzündeki hiçbir ulusun tarihine benzemez. Bunu çok iyi bilen Batı toplumu, bunun önlemini almak için uydurup uydurup sinema sanayi  ile gözümüze gözümüze soktuğu hayal ürünü Rambo ve benzerlerini, tüm dünyaya yutturarak bilinçaltı korkutmalar yapmıştır.

Batı, bir yandan da şanlı tarihimizi bizlere unutturmaya çalışmakta, bizlere kendi ecdadımıza düşman olma beyinsizliğini yaşatmak için yoğun çaba sarf etmekte, bizleri alabildiğince sınıflara bölerek parçalamak ve nihayetinde yok etmek istemektedir. Ülkemizde Osmanlıyı sevenlerin Atatürkü o derece sevmemeleri gibi veya Atataürkü sevenlerin Osmanlıdan nefret etmeleri gibi Türklük ile bağdaşmayan iki hastalıklı düşünce musallat olmuştur bu topluma. Oysa Dede ile baba aynı derecede sevgiyi hakeder. Onlar birbirlerinin rakibi değil, bayrak yarışındaki aynı takımdaki bayrağı devreden ve alandırlar. Şu anda bayrak bize devredildi, hedef kızıl elma.

Tarihten biz Türkleri çıkarın geriye haksızlık ve inançsızlık kalır, en önemlisi de güzel dinimiz mahsun olur. Türk demek haksızlıkla mücadele eden inanç timsali, kahramanlar demektir. Türk, tüm ezilmiş milletlerin şefkatli ve adaletli bir ağabeyidir. Rabb’imizin İslam sancağını 1000 yıldan fazla sürede taşıttığı bu asil millet, inşallah yine Rabb’imin izniyle tarihin teşekkül ettirilmesinde hep  başrolde mihmandar kalacaktır.

Düşman her savaşta değişse de biz biliriz ki küfür tek millettir.

Yaşamımızdaki en önemli 2 amacımızdan birisi işimizi en güzel şeklide yapıp insanlara faydalı olabilmek ( milliyetçilik ), diğeri ise temiz ama rotasını kaybetmiş değerli gençliğimiz başta olmak üzere, şanlı tarihinden habersiz uykuda olan Türk Milletine tarihimizi daha kolay anlayabileceği şekilde anlatmak olmalıdır.

 Türk Milleti derken…

Bu aziz Millet, İlayi Kelimetullah davasını 1000 yıldan fazla dert edinmiştir, dava edinmiştir. Efendimiz Hazreti Muhammed S.A.V. ‘in ayak izini takip ederek yapacağımız tüm amellerde Allah (C.C.)’ın rızasını kazanabilmek en büyük gayemizdir. Öyleyse davamız budur. Bu davaya sahip çıkan Türk Milleti ırksal ve genetik özellikler taşımaz, kendini bu davada görevli gören herkes Türk Milleti’nin bir ferdidir. Farklı bir coğrafyada doğması, annesi babasının farklı milletlerden oluşu bile, bir insanın Türk olmasını engellemez. Unutulmamalıdır ki : Avrupa’nın göbeğinde haçlı zihniyetiyle soykırıma maruz bırakılan Saraybosnalılar ırksal olarak Türk değillerdi ama, fikir olarak Türk’tüler ve bu nedenle katledildiler.

Oğuzlar’ın, Kayı Boyu’nun davasını üstlenmek, Ertuğrul Gazi’nin, Kınık Boyundan Sultan Alparslan’ın, Sultan Melikşah’ın, Fatih Sultan Mehmed Han’ın davasına destek vermek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gitmek, Türk olmak için yeterlidir. Bu aziz vatanı sevmek ve korumak, şehitlerin mübarek kanı ile yoğrulmuş al bayrağı canından aziz tutmak Türk olmak için yeterlidir. Dinine  ve inancına bakılmaksızın kendini tüm dünya mazlumlarının himayedarı gibi görmek Türk olmak için yeterlidir.

Batılılar da zaten Türk dedikleri zaman, içinde İslam da olan bir yapıyı kasdetmektedirler.Hatta çoğu zaman tarih boyunca Müslüman yerine Türk kelimesini kullanmışlardır. Bunda haksız da değillerdir, çünkü hem İslam dinini hem de din ayırmaksızın zulüm gören tüm mazlumları koruyan, tıpkı İspanya’da katledilen Musevilere kucak açtığı gibi, tüm Dünya mazlumlarına kucak açan, dün ecdadımızın yaptığı gibi bugün de bu aziz Millet’tir, Türk Devletidir. Suriye’den Afganistan’a, Libya’dan Sudan’a Saraybosna’dan Pakistan’a her yere koşan bu büyük Devlettir.

Hristiyan ve Musevi derken…

Çağlar boyu çatışmalardan, zulümlerden, savaşlardan ve baskılardan kaçan mazlum milletlerin sığındığı korunaklı bir liman olan Anadolu toprakları, biz Türkleri bu toprakların ev sahibi, gelenleri de bize misafir olarak bağrına basmıştır ve konuklarına cömert davranarak bu topraklarda adeta cenneti yaşatmıştır. Düşünce, inanç ve temel insan haklarına saygıyı esas alan, kadim geleneğimizin merhamet timsali mensupları olarak biz Türkler, coğrafyamızda farklı dinlerin ve kültürlerin mevcudiyetini, çağlar boyu ve günümüzde de çok değerli bir zenginlik olarak algılamaktayız. Bu nedenle, farklı mezheplere, geleneklere, kültürlere, kiliselere ve havralara sahip ve mensup Hristiyan ve Musevi kardeşlerimizin hatta diğer dinlere mensup kardeşlerimizin kendi inançlarını özgürce koruyabilmeleri, bu cennet vatanımızdaki en önemli hoşgörü ve dayanışmanın temelini teşkil etmektedir.Biz biliyoruz ki bu kardeşlerimiz, bizlerle bu cennet vatanı omuz omuza savunmuşlar, al bayrağa canları gibi bakmışlar, şehit olma sırası geldiğinde de bu cennet topraklarda bizlerle koyun koyuna yatmışlardır.

Buna rağmen bu farklı inanç, din ve kültür mensuplarından bir kısmı da bizleri bu cennet vatandan sürmek istemiş, bizleri hatta yeryüzünden yok etmek istemişlerdir. Haçlı Seferleri bunun en güzel sahnelenmiş halidir. İkinci Abdülhamit devrinde Ulu Hakan’ın şahsında bu aziz Millet’e ve vatana yapılan entrikalar ile, Çanakkale savunmamız,nihayetinde Kurtuluş Savaşı’mız, biz Türkleri yeryüzünden silme gayretleri yine buna en güzel diğer örneklerdir. Birinci Dünya savaşı bile biz Türklerin kurduğu en büyük devlet olan Osmanlı imparatorluğunu bölüp parçalamak için yapılmış sonunda da koca bir Türk imparatorluğunu parçalayıp içinden suni olarak 64 tane devlet çıkarmak için yapılmıştır.

Ama bitmemiştir hınçları, Viyana’nın kapılarına geldiğimizin öcünü, konstantinopolisi yıkıp İstanbul yapışımızın intikamını hep içlerinde hissetmişlerdir. Biz Türklerle cephede göğüs göğüse çarpışamayacak kadar korkak olan haçlı zihniyetli Batı devletleri ve masonik yapı katliamcı amerika birleşik devletleri, bu gün de bizim daimi düşmanımızdır, ayağımızın tökezlemesi için bir zaman ülkemizde misyoner ajanlarıyla sağ- sol çatışmaları çıkarıp kardeşi kardeşe kırdırmıştır. Bu tutmayınca alevi- sünni ayrılığı çıkarmak istemişler ama kardeş kardeşe düşmanlık değil kardeşlik gösterince bu da tutmamıştır. Daha sonra PKK teröristleri ile kürt kardeşlerimiz ile bizim aramıza nifak tohumları ekmişler ama bunda da başarılı olamamışlardır. Akdeniz- Kıbrıs, suriye üçgeninde tüm leş devletler üzerimize gelmiş ama artık karşılarında 20 yıl öncesinin Türkiyesinin olmadığını SİHA’larla  çabuk anlamışlardır. Ülkemizde en son yapmaya çalıştıkları 15 temmuz  darbesi de tutmayınca, çılgına dönmüşlerdir.

Ne yapsak da bu Türklere bir zarar versek diye düşünürken, takvime bakmışlar 24 nisan’ı görmüşler ve Ermenilere soykırım yapıldı ( ! ), bunu da yapan Türkler demişlerdir. Bu yalana kendileri de inanmışlardır. Çünkü kendi tarihleri yaptıkları katliamlarla doludur. Kızılderililer, Hiroşima-Nagazaki, orta doğu, Afrika ülkeleri, köleleştirdikleri ve sömürgeleştikleri ülkeler tarih kitaplarında sayfalara sığmayan günah ve delillerdir. Bir de içimizdeki tarih bilgisi fukaraları var, bunlar zaman zaman ortaya çıkarlar, ‘’ hepimiz ermeniyiz , Ermenistan’dan özür dilensin ‘’ söylemleriyle soytarılık yaparlar. İşte bunlara Devletimizin önlem alması, soylarını soplarını araştırması, varsa yurt dışında kirli bağlantılarını ortaya çıkarması güvenliğimiz açısından şart olmuştur. Çünkü bu soytarılar, dünyanın hiçbir ülkesinde o ülke aleyhine bir söylem yapamazken, ülkemizde bu şekilde pervasızca ağzına gelen söylemle ortalarda gezinmesi, bunu da bize düşman devletlerle birlikte senkronize olarak yapmaları,tam anlamıyla şehit kanı kokan bu mübarek topraklarda kanımıza dokunmaktadır.

Son olarak…

Her kim bu cennet vatanın ve şehit kanı ile yoğrulmuş olan al bayrağının selameti için bir çakıl taşı kadar hayırlı amel yapmışsa, inancına, milliyetine, ırkına bakılmaksızın Allah (C.C.) onlardan katbekat razı olsun. Bu ilkeden yola çıkarak diyorum ki: Oğuz Ata, Kayı, Kınık, Selçuklu Devleti, Alparslan, Osmanlı Devleti, Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmed Han, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Abdülhamit de bizim, Türkiye Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bizimdir. Hepsi ecdadımızdır. Hepsi atamızdır, dedemizdir. Onların manevi hatırasını korumak, yaşatmak ve kutsal bilmek, açtıkları yoldan gitmek şiarımızdır, namusumuzdur.

Bu ülkü için çok çalışmak, bilimde, ilimde, inançta ve gerçek dindar olma yolunda en üst seviyeye gelmek için azami gayret göstermek, aynı zamanda en vatansever olmaktır. Devir artık birlik olmak zamanıdır. Kızıl Elma, Türk ulusunun ortak hedefidir.

Ortak hedefler’e ulaşmak  için, zaferle taçlandırılmak için önce birlik olmalı, bu ülkede vatan haini olmadıktan sonra her türlü siyasi görüşteki Türk milleti Al bayrağımız ve vatanımız etrafında birleşmeli, kısır çekişmeleri elinin tersi ile itmeli ve tüm dünyaya kızıl elma’ya sahip çıkmak ne demektir göstermelidir.

Ne güzel demiş Atamız : Ne mutlu Türküm diyene .