Yazıya başlamadan önce, Ordu Valimiz sayın Muammer EROL ‘a, ŞEHİTLERİMİZE gösterdiği hassasiyet için hem bir şehit torunu olarak kendi adıma, hem de tüm şehit yakınları adına sonsuz sevgi ve saygılarımı sunarım. Nasuhçal Tepe, 15–16 Temmuz 1921’de Kütahya–Eskişehir Muharebeleri sırasında kritik muharebelere hatta boğuşmalara sahne olan, Yunanlıların taarruz eden 4 tümenine karşılık ( her tümen en az 12 500 yunan askeri demek ), Üçüncü kafkas tümenini oluşturan Ecdadımızın 1 tümen yani fırka ile ( Türk ordusunda fırka 4000 kişiden oluşur ) savunmaya çalıştığı yani, 4000-5000 kişiye karşılık, yaklaşık 50 000 yunan askerinin hücum ettiği tepedir,
17 temmuzda az sayıda asker ile ( 3. kafkas tümeninden geriye istiklal savaşımız sonunda sadece 50 er ve 3 subay kalabilmiştir ) geri çekilmek zorunda kalınan, savaş için en stratejik bir mevzidir. Nasuhçal tepeyi kahramanca insanüstü bir gayretle savunan 3. Kafkas tümeninin çoğu bu tepede şehit olmuştur. Şehit olamayıp ağır yaralı olarak savaş dışı kalan asker sayımız da bir hayli fazlaydı.Özellikle 3. Kafkas tümeninde subay şehit de çok fazlaydı. Ali dedemin de şehit olduğu bu tepede, görev yaptığı 11. alay’ın komutanı ile iki tabur komutanı da bu tepenin şehitlerindendi.
Öncelikle Ordumuzun teşekkül yapısını özetlersek : Karadenizde 3 karargah vardı.
kurulan 3. kafkas tümeni ki bu tümen Nasuhçal tepe, kırmızı tepede büyük mücadele vermiştir ve bu tümeni yani fırka’yı ENVER PAŞA kurmuştur. Genelde karadenizli dedelerimizden ( Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun ) oluşmuştur. Samsunda kurulan 15. Tümen ise daha ziyade Samsunlu ve Ordulu dedelerimizden oluşmuştur. Amasyada kurulan 5. Kafkas tümenine de Ordulu dedelerimiz asker vermiştir.
Özellikle 3. Kafkas Tümeni ve 4. Grup birlikleri, hatta tamamı şehit oluncaya kadar bu tepede kalan, geri adım atmayan kahraman 11. Alay 1. ve 2. tabur Türk askerleri bu bölgede Yunan ordusuna karşı çetin savunma ve süngü muharebeleri yapmıştır.
Aşağıdaki iki resimde Nasuhçal tepede binlerce şehidimizin yattığı toprak üstünde yapılan temsili iki mezar ve 3. kafkas tümenindeki subayların o zamanki toplu fotoğrafı görülmektedir.


Kütahyadaki Nasuhçal Tepe Neden Önemliydi ?
Önemliydi Çünkü : Batı Cephesi Savunma Hattının Kilit Noktasıydı
Nasuhçal Tepe, Kütahya’nın güneydoğusunda kritik bir arazi yüksekliliğidir. Bölgeyi tutan birlikler, hem Afyon–Kütahya geçiş hattını hem de Polatlı ve Ankara’ya giden ikmal yollarını koruyordu. Kaybedilmesi, Ankara yolunun açılması anlamına gelirdi.Eğer belirlenen zamandan önce yunanlıların eline geçerse, Ordumuz için tam bir felaket olacaktı belki de Allah korusun. Ülkemizin bekaası tehlikeye girecekti.


Önemliydi Çünkü : 3. Kafkas Tümeni Burada Çarpıştı,
Rize, Trabzon, Ordu ve Samsun ağırlıklı askerlerden oluşan 3. Kafkas Tümeni; 15 Temmuz 1921’de 15 km yürüyüşle bölgeye intikal etti, Nasuhçal Tepe, Kırmızı Tepe ve Ahlatlı Tepe’de gece ve gündüz süren muharebeler oldu, Yakın süngü savaşları ve göğüs göğüse çarpışmalar yaşandı.O nedenle NASUHÇAL MUHAREBELERİ denilmektedir, çok şiddetli boğuşmalar yaşanmıştır.

Önemliydi Çünkü : Şehit Komutanlar ve Ağır Kayıplar verildi. Karadenizli askerlerin büyük kısmı bu muharebelerde şehit oldu. Bu çarpışmalarda: 4. Grup Komutanı Yarbay Mehmet Nâzım Bey Yumruçal mevkiinde şehit düştü.


Nasuhçal tepeye 1.Yunan Tümeni büyük bir ordu ile saldırmıştır. Bu Tümene mensup 1/38 YUNAN EVZON ALAYI ( etekli yunan askerleri ), yunanlıların en seçme askerlerinden oluşmaktaydı. Bu askerler, Yunan ordusunun özel seçme askerleridir.Aşağıdaki fotoğrafta Nasuhçal tepedeki savaşta ve günümüzde EVZON etekli askerleri görülmektedir.
Şimdi bir yunan subayının günlüğünden okuyalım bu çetin savaşı :
” 1921’in 14’ü 15 temmuz’a bağlayan gece hiç de sakin geçmedi.Türkler daima muvaffak oldukları gece taarruz taktiğine başladılar.Böylece cephane tasarrufu yapabiliyorlardı.Gündüz olduğunda biz hücum ediyoruz ama Türkler de karşı taarruz ediyorlardı, mevzilerinden bir adım geri çekilmiyorlar, toparaklarını cesurca savunuyorlardı.Türkler, mevzi hatlarını 3 bazı yerlerde 4 sıra tel engelleriyle korumaya almışlardı.Süngü hücumu ile Türklere saldıran iki yunan Tümenimiz, Türklerin kuvvetli ve cesurca amansız hücumu ile geri püskürtüldü.


Her taraftan Yunan ordusu saldırıyordu. Çok kalabalıktık. Yunan ilerleyişine Türkler elindeki az sayıdaki topu etkili kullanarak karşılık veriyordu.Ekinler yanmaya başlamıştı.Ekinlerden çıkan duman, yunan ordusunun ilerleyişini gizliyordu, bu bir avantajdı. Topların düellosu başladı. Borazancımız kurşun yedi ve öldü.Türk mevzileri üç sıralı hendeklerden oluşuyordu.Çok yoğun yunan saldırısı ile ancak Türkleri bir hendek ötesine atabildik ama bu 1 saat bile sürmedi Türkler yine o mevzileri büyük boğuşmalarla bizlerden aldılar.Bu böyle sürüp gidiyordu.Yunan kuvveti olarak bizler sayıca ve silah bakımından kat be kat üstündük, ama bu üstünlük harp sahasında çok az kendini gösterebiliyordu.
Not : Yunanlılar savaş tarihinde Rumi takvim kullandıkları için, Yunan belgelerinde bulunan tarihleri, bizim bu gün kullandığımız miladi takvime çevirmek için, o tarihteki güne 13 gün ilave etmek gerekir.
Türkler çok direniyorlardı, nihayet her yerde Türk askerinden oluşan ölenlerin yığınları giderek artıyordu.Türkler gerçekten DELİLİĞE varan bir cesaretle ve kuvvetle bize devamlı ve hala saldırabiliyordu.Ama bu seferde Yunan kuvvetlerimizde bulunan çok sayıda top mermisinin, havada patlayan mermilerin ateşlenmesiyle yine üstünlüğü alır gibi oluyorduk.Türk subaylarını elinde tabanca ile askerlerine cesaret verirken görebiliyorduk. Bazı askerler savaştan kaçmak isterken subayları tarafından vuruluyordu. Savaşı idare eden İsmet Paşa, 3. kafkas tümeni ve 4. Tümeni en ön safha koysa da onlar da bu ezici çoğunluk karşısında dayanamıyorlardı.Nasuhçal 1799 rakımlıydı, Türkler hala bu en tepeyi cesaretle ve inanılmaz bir şekilde savunuyorlar ve terk etmiyorlardı. Artık her yer Tür asker ölüleriyle dolmuştu. Geride kalan az sayıda Türk askeri ÇÖĞÜRLER TREN İSTASYONUNA doğru geri çekiliyordu.”
İşte bir yunan subayının hatıratını size aktardım.
Nasuhçal Muharebeleri Önemliydi Çünkü : Nasuhçal cephesi, Mustafa Kemal Paşa’nın “Kütahya–Eskişehir, Sakarya’ya hazırlıktır” dediği, geri çekilmenin zorunlu ama, çok onurlu bölümüdür.


Önemliydi Çünkü : Sakarya Meydan Muharebesi’ne Zemin Hazırladı. Ordunun Polatlıya kadar çekilmesini, toparlanmasını ve ikmal yapmasına zaman tanıdı. Bu bölgedeki savunma: Yunan ordusunun hızını kesti, Türk ordusunun Sakarya’nın doğusuna düzenli çekilmesine fırsat verdi, Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisinin verilmesi sürecine zemin hazırladı.


Sonuç Olarak: Nasuhçal Tepe, sadece bir arazi parçası değil; Karadenizli Mehmetçiklerin kanı ile savunulmuş, Türk ordusunun stratejik geri çekilişini başarıyla yaptığı, Sakarya ve Büyük Taarruz’a giden yolun, koşa koşa vatan için şehadet yoluna giden mehmetçiklerin fedakârlık destanlarının yazıldığı bir cepheydi.
NASUHÇAL, istiklal savaşımızın ÇANAKKALE CEPHESİDİR !
Benim dedem de Rizeli Berber oğulları lakaplı Hüseyin oğlu piyade ER ALi ( Bana adını vermiş, inşaallah son nefesime kadar bu isme layık bir torun olabilirim ), bu tepede kahramanca şehit olmuştur. Savaştan sonra çok az sayıda kurtulan aynı alay ve tabur’dan dedemin silah arkadaşı, Rize’ye geri döndüğünde rahmetli babaanneme, dedemin nasıl şehit olduğunu anlatmış :
” Biz hepimiz siperdeydik, Ali ayağa kalkıp düşmana saldırmak için ALLAH ALLAH diye hamle yapmak istedi, biz ona Ali sipere gir ! vurulursun…der demez, patlayan bir top güllesinden dağılan ŞARAPNEL parçaları alnına ve göğsüne saplandı, şehit oldu ” demiş. Aradan tam 100 yıl geçti, 1 asır sonra, uzun yazışmalardan sonra, Şehit Ali Dedemin istiklal madalyasını Devletimiz bana teslim etti. Şehadet beratını da bana verdi.







16/17’nin acı anlamı !
Hem Berat’ta, hem de Genel Kurmay ve Milli Savunma Bakanlığı kayıtlarında dikkat çekici bir tarih vardı. Dedemin Şehadet yeri Nasuhçal Muharebesi ve Şehadet tarihinde de 16/17 Temmuz 2021 yazıyordu. Düz mantıkla, Kütahya -Eskişehir muharebelerinin tarihini de bilmezseniz, bunu 16’yı 17’ye bağlayan gece yarısı diye anlayabilirsiniz. Oysa durum öyle değil !

16/17 ‘nin hepimizin kalbini acıtan anlamını yeni öğrendim ! Öğrendiğimi destekleyecek yüzlerce belge var. Bir tanesi aşağıdaki belge ve diğer ” geri çekilme emri ” belgeleri.
Bunu anlatmadan önce, kahraman 3. Kafkas tümeni’nin Nasuhçal’da bu kendini feda edişi, 3. kafkas tümeni için son feda ediş olmamıştı henüz. Aşağıda belgesini göreceğiniz durumu aynen özetliyorum. Türk Ordusu hala ricat ediyordu, yani toparlanmak için sayıca kat be kat üstün olan yunan kuvvetleri önünde artık tükenmemek için geri çekiliyordu, mecburdu. Ama bunun için zaman kazanmak lazımdı ve 3 kafkas tümeninden geride kalan Türk erlerinin de vatan için kendilerini feda etmeleri gerekiyordu.
Ordu, bulunduğu hattan Sakaryaya doğru çekilirken, KIRKIZ DAĞI – SİVRİHİSAR ARASININ da 3. Kafkas Tümeninden geriye kalan ER’lerle emniyete alınması ve tutulması gerekiyordu. Malesef Ali Dedem şehit olduğu için bu göreve katılamayacaktı. Yunan kuvvetleri KIRKIZ ( KIRGIZ ) dağını işgal etmiş, Sakaryaya doğru çekilen Ordumuza ağır kayıplar verdirebilirdi ki tam bu sırada, 3. Kafkas tümeninden Nasuhçal muharebelerinden şehit olmadan geri çekilenler, adeta şehadeti yakalamak için KIRKIZ DAĞINA hücum ettiler, Yunan kuvvetlerini burada tutmaya, ileri harekata girişmelerini önlemeye gayret gösterdiler. Kahraman 3. Kafkas tümeninin ŞARK’tan bu taarruzu, kendisinden kat be kat sayıca fazla olan ve teçhizatça da çok üstün donanımlı olan Yunan ordusunu orada, KIRKIZ DAĞINDA sabit tutmaya yetti. Böylece Ordu sağ salimen Sakarya’ya doğru çekilebildi. Aşağıdaki fotoğraflara dikkatli bakarsanız, Yunan birliğinin kendisinden sayıca çok çok az olan Türk birliğini şehit ettikten sonra kırkız dağının eteklerinde ” körler sağırlar birbirini ağırlar ” hesabı yaptıkları sözde madalya töreni ve günümüzdeki resimdeki o yerin, arkada kırkız dağının durumu görülmektedir.





Tekrar 1641 rakımlı Nasuhçal’a dönersek : 15 ve 16 temmuzdaki destansı direnişin ardından, 17 temmuz sabahına çıkıldığında, 3. kafkas tümeninin erlerinin tamamına yakınının ŞEHİT olduğu, çok az bir kısmının da hafif yaralı yada ağır yaralı olduğu görüldü, tarih vesikaları ve subay günlükleri bunu böyle yazıyor. Az sayıda sağ kalan askerlerimiz ve hafif yaralı olanlar 17 temmuz sabahı, hızla geri çekilip tepeden koşarak inerken, geride malesef ağır yaralı ve intikale katılamayacak askerlerimizi bıraktılar.
Aşağıda verilen haritanın yanındaki belgedeki fotoğraf : Nasuhçal’da yaralı askerlerimizi ÇEKÜRLER’de tedavi eden hekim’in fotoğrafı belgede yer almaktadır. Hekim, sonradan Röntgen – Radyoloji uzmanı olarak 1930 yılı sonrası Erzurum hastanesinde görev yapmış, kanser nedeniyle vefat etmiş Merhum Necmettin Haydar Bey‘dir.Eskişehir, Kütahya ve Sakarya savaşlarına katılmış, alnından şarapnel parçası yaralanarak Konya Hilal-i Ahmer hastanesinde tedavi görmüş, 11 Teşrisani 338’de Yüzbaşı rütbesine getirilmiştir. GAZİ ünvanlı bir hekimdir.


Not : Yukarıdaki harita fotoğrafında savaşı en yoğun geçtiği tepeler sarı oklarla gösterilmiştir. Sağ tarafta kırmızı ok ile gösterilen tepe ise kırmızı tepe’dir. Haritada gösterilen Tarassut Tepeyi 7. Tümen savunmuştur, Ahlatlı tepeyi de 7. Tümen canları pahasına savunmuştur.
Savaşta yaralılar esir alınır, düşman askeri olsa da tabur doktoruna tedavi ettirilir ve daha sonra esir olarak takas vs. görüşmelerde kullanılır. Bu uluslararası bir teamüldür. Oysa NASUHÇAL tepesindeki muharebede, yaralı TÜRK askerlerine yunanlı askerler bu kuralı uygulamadılar.

Hiç bir yaralı askerimizi esir almadılar, kurşun masrafı ( ! ) olmasın diye de yaralı askerlerimizin tamamını süngü ile şehit ettiler. Hatta günlüklerde, 2 gün direnen Türk askerine, kendilerine zaman kaybettirdiği için, öfke kusarak bırakın yaralıları, şehit olan bedenleri bile defalarca hırslarından tekrar tekrar süngülediler.

İşte tam da bu noktada, şehit dedemin şehadet tarihinde 16/17 temmuz yazmaktadır. Yani kuvvetle muhtemelen, dedem 16 temmuz tarihinde şarapnel parçalarıyla, geri çekilme intikaline katılamayacak kadar ağır yaralıydı ve 17 temmuz sabahı da geri kalan Türk birlikleri NASUHÇAL’dan geri çekildikleri için, dedem ve dedem gibi diğer ağır yaralı mehmetçikler müdafasız olarak, tepede şehit mehmetçikler ile beraber kaldı. Hemen ardından 17 temmuz sabahı tepeyi ele geçiren yunan askeri birlikleri, malesef dedem dahil diğer ağır yaralı dedelerimizi de süngü ile şehit ettiler. Böylece NASUHÇAL’da bir acı gerçeği de içimizi dağlayarak öğrenmiş olduk.

Nasuhçal muharebesinde, o zaman Genel Kurmay Başkanı olan İsmet İNÖNÜ‘nün 4. ve 12. grup komutanlarına verdiği emirler :
1. Düşman Yunan kuvvetleri NASUHÇAL ve GÖÇERİ üzerinden 2 koldan 4. Guruba saldırmakta ve ilerlemektedir. NASUHÇAL ve KALTAK DAĞI tepelerinin elimizde bulunması çok önemlidir.
2. Sahadaki 12. gurup ve 7. tümen ivedi olarak 4. gurup emrine gönderecek, 3. KAFKAS TÜMENİNİN de bütün gücüyle NASUHÇAL yönünde ilerlemesini ve düşmana saldırmasını sağlayacaktır.
3. Düşmanın 4. gurup kanadına yaptığı saldırıyı hafifletmek için 12. gurup hemen ilerleyerek düsmana saldıracaktır.
Emri alan 3. kafkas tümeni ve 7. Tümen, NASUHÇAL’a adeta koştular. Nasuhçal’a vardıklarında 4. Tümeni umutsuz bir direniş içinde buldular.Savaşa savaşa şehit oluyorlardı. Derhal 3. kafkas tümeni ve 7. tümen savaşa girdiler.Yunanlılara devamlı yeni destek geliyordu. Çok şiddetli savaş değil artık boğuşma vardır. Bir tepe bir saatte 10 kez el değiştirebiliyordu. Dedelerimiz, kendinden kat be kat üstün düşmana karşı, geriye kalan az bir birlik ama kocaman iman dolu yürekle savunuyorlardı vatanı. Türk Tümenlerinden 7. Tümen komutanı Albay Veysel, 4. gurup komutanı albay Kemalettin Sami’ye ” Nasuhçal – Kırmızı tepeye saldıran düşman kuvvetleri iki alay’dır, kırmızı tepeyi elde tutmamız güçleşiyor, Bu gece süngü saldırısıyla düşmanı geri püskürtmeye çalışacağım, bana destek gönderin ” diye acele rapor yazdı.
Vatan için, ezan için, bayrak için, geride kalan nesillerin yaşaması için, canlarını gözünü kırpmadan veren dedelerimizin hakkı ödenmez. Aldığımız her nefesi onlara borçluyuz. Bu unutulmamalı !
Bu nedenle 2021 yılından beri her sene şehit dedemi ziyarete, o kutsal şehit kanlarıyla yıkanmış NASUHÇAL tepeye giderim, dedemin şehadetinin tarihinde ve çarpıştığı mevzileri bulmamda bana yol göstermiş olan değerli kardeşim emekli asker ve askeri tarih araştırmacısı, Kütahya eskişehir istiklal harbi savaşlarının tarihçi yazarı Süleyman DUMAN, talebim üzerine bana Ordu ilinden Kütahya’ya giderek şehit olan 122 dedemizin de listesini verdi.



Ordu’dan 122 dedemiz’den 31 şehit dedemiz Ordu merkezinden, benim de 30 yıldır yaşadığım ve görev yaptığım ünye ilçesinden 24 şehit dedemiz, Perşembe ilçesinden 19 şehit dedemiz, Akkuş ilçesinden 10 şehit dedemiz, Fatsa ilçemizden 10 şehit dedemiz, Ulubey ilçesinden 7 şehit dedemiz, Mesudiye ilçemizden 5 şehit dedemiz, Gölköy ilçesinden 4 şehit dedemiz, Çatalpınar ilçesinden 3 şehit dedemiz, Çaybaşı ilçemizden 2 şehit dedemiz, Aybastı ilçesinden 2 şehit dedemiz ve ayrıca Gülyalı, İkizce, Kumru, Çamaş, Kabadüz ilçelerinden de bir’er şehit dedelerimizin olduğunu öğrendik.




Bu değerli bilgiyi değerli Ordu Valimiz Sayın Muammer EROL‘a ilettim. Kendisi bu durumu tam bir devlet adamı duyarlılığıyla ve bir vatansever olarak ele aldı.Sayın Valimiz bu değerli bilgiyi Ordu il Sosyal Hizmetler müdürlüğüne bir proje yapılması için verdi.Sonunda proje yapıldı ve kabul edildi, Ordulu şehit dedelerimizin de olduğu Kütahyadaki BOZTEPE ( çoğunluğu Ordulu olan 15.Tümen savundu ) ve NASUHÇAL tepeye, şehit dedelerimizi ziyaret etmeye karar verildi. Bunun için de bu önemli olayı tanıtmak için bir lansman yapılması planlandı. Ordu’daki lansman’da aşağıdaki fotoğraflardan da görüldüğü üzere, konu bir hayli ilgi çekti.












Lansman sonu, artık yola koyulma vakti gelmişti. Ekim başında 3 ekim 2025 cuma gecesi, 40 kişi ile bir otobüsü doldurmuştuk. Otobüste POLŞAD derneğinden POLŞAD Ordu Başkanı ve gazimiz Şenel ŞAHİN ve polis gazilerimiz, terörle mücadelede şehit asker ve polislerimizin Şehit yakınları, Ordu il sosyal hizmetler müdürlüğünün görevli idarecileri, Ordu Altaş TV görevlileri, Ordu Valiliğinden idareciler olmak üzere, ilk hedefimiz Ankara’da Anıtkabir ziyaretini gerçekleştirmek için yola çıktık.





Anıtkabir ziyaretinden sonra artık hedefimizde şehitler diyarı NASUHÇAL tepe ve BOZTEPE ziyaretleri vardı. Kütahya’ya girdik önce tren ile asker ikmalinin yapıldığı ÇÖĞÜRLER tren istasyonunu gördük. Asker dedelerimiz 104 yıl önce trenden burada inmişler ve geriye kalan uzun ve yorucu yolu buradan itibaren yürümüşlerdi.








Yola devam ediyoruz. Tepeden önce ilk uğrak yerimiz : GÖÇERİ köyü. Dedelerimiz burada su ikmali yapmışlar. Biz de bir mola veriyoruz.



Mola’dan sonra yine yola koyuluyoruz.Artık bir an önce şehitler tepesi NASUHÇAL tepeye kavuşmak için acele ediyoruz. Nihayet geliyoruz NASUHÇAL tepeye…
Dedeciğim ben geldim ! Torunun Ali. Diğer şehit dedelerimiz ; biz geldik Ordu’dan. Tepeye varır varmaz, emekli asker ve askeri tarih yazarı, araştırmacı Süleyman DUMAN kardeşim, bize bu şanlı savunmayı, tarihi bir kez daha askeri harita üzerinde anlatıyor.










Dedelerimiz için ; Tepenin dibinde Damlalı karaağaç köyünden cami imamı hafız kardeşimiz Bekir Güneş hoca, dedelerimize kuran okudu, bizlere toplu dua yaptırdı. Rabbim inşaallah kabul eder.








Dua bittikten sonra Ordu’dan getirdiğimiz Şanlı TÜRK BAYRAĞIMIZ, bayrak direğine, önce tüm şehitlerimiz için 1 dakikalık saygı duruşu ve ardından İSTİKLAL MARŞIMIZIN hep bir ağızdan coşkuyla okunmasında, göndere hızla çekildi. Bu törene Jandarma birliğimizden subaylar ve askerler de katıldı. Daha sonra başta Rize’den şehit dedem olmak üzere, Nasuhçal tepede ve Kütahya’da şehit düşen Ordu’lu dedelerimiz’in isimleri ( 122 şehit dedemiz ) tek tek okunarak, her isim okuması sonunda hep bir ağızdan toplu olarak ” BURDA ” denildi.



Daha sonra tepedeki siper hatları ve gözetleme siperleri gezildi. Ben özellikle dedemin de içinde bulunduğu 11. kafkas alayı 1. tabur’un, Ahlat tepeye karşı kurulan ( bu siperleri onlardan önce şehit olan 8. tümen kurmuştu ) taş siperlerini gezdim.
Ayrıca dedelerimizin ayaklarına giyebildikleri çarıkları delip parçalayan GEVEN OTLARININ dikenlerinin bu tepede bol miktarda olduğunu gördüm. Dedelerimiz Nasuhçal tepede çok büyük mücadele vermişler : Susuzluk, açlık, geven otlarının çarık delen dikenleri, sayısal olarak 5 kat yunan askeri düşmanı, sayısal olarak 10 kat daha fazla top, mavzer ve teçhizat.O tepelerde şehit düşen asker dedelerimizin ağzından dökülen son 2 kelime ” su ” ve ” anne ” idi.Nasuhçal tepesinde ve eteklerinde su yoktu. Bu gün de hala su yok o tepede. Tepenin şark kısmında kalan DAMLALI KARAAĞAÇ ve garp kısmındaki AVDAN köylerinde su vardı. Fakat, Damlalıkarağaç köyü düşman istikametinde olduğunda ve geri çekilmemiz de Avdan köyü üzerinden olduğu için, dedelerimiz sadece çok kısıtlı olana Avdan köyündeki suyu kullanmışlardı. Fakat ne yazık ki savaşın olağanüstü hararetinden, tepede vatan için canını veren hiç bir şehidimiz, 2 gün boyunca suya kavuşamamıştı.
Nasuhçal muharebesinde, askeri kayıtlara göre Silah ve teçhizat bile askerimizde 2 kişiye bir mavzer düşecek şekildeydi, o nedenle dedelerimiz, ya ölen yunan askerinin silahlarını ya da şehit olmuş arkadaşlarının silahlarını alarak savaşa devam ediyorlardı. Hatta dedelerimizin ayaklarına giydiği son derece dayanıksız, geven dikeninin bile deldiği ve dedelerimizin mecburen giymek zorunda oldukları çarık ayakkabıların zararını bertaraf edebilmek için ; dedelerimiz, düşman askeri ölünce, onun dayanıklı ayakkabılarını, postallarını alıyor, savaşa az da olsa konforlu olarak devam edilmeye çalışılıyordu.
Bu gün sahada gezerken savaşın izleri her adımda ortaya çıkıyor, toprağı kazmaya bile gerek kalmadan, mavzer fişekleri, şarapnel parçaları, hatta mavzer mekanizmaları, hatta 75’lik topları çeken katır veya büyük baş hayvanların nalları, hatta insan kemikleri bile toprağın yüzeyinde görülebilmektedir.








Çevreyi gezmeye devam ediyoruz ve ağır top atışlarıyla yıkılmış olan asker koğuşunun kalıntılarına ulaştık. Dedelerimiz 104 yıl önce bu koğuşta, daha doğrusu bu taştan yapılmış koğuşlarda kalmışlar. Koğuş dediysek, etrafı taş toprak çevrili bir taş kulübe olarak düşünün.




Artık Nasuhçal tepeden ayrılma zamanı geldi. Dedelerimize Allahısmarladık diyerek, gözlerimiz yaşlı ve kalbimizde burada 104 yıl önce yaşananları kazıyarak ve genç nesillere bu aziz vatan’ın kurtarılması için ne fedakarlıklar yapıldığını anlatmaya yemin ederek ayrılıyoruz. Bu arada ünye’den getirdiğim 3’lü flamayı orada orman gözetleme memuru olarak tepeyi bekleyen memur bekçi kardeşlerimize bırakıyoruz, talebim, bu 3’lü flamayı bizden bir hatıra olarak kulübelerinin içindeki odaya asmalarıydı.Çok teşekkürler.
Tekrar yola çıkıyoruz, bu sefer güzergah hedefimizde neredeyse tamamının Ordulu dedelerimizden oluştuğu 15. Tümen’in kahramanca savunduğu Kütahya BOZTEPE. BOZTEPE’de de yine aynı şekilde tüm şehitlerimiz için Kuran okundu, Al bayrağımız Jandarma eşliğinde göndere çekildi. Konuşmalar yapıldı. Aslında, çoğunluğunu Ordu’lu ve Samsunlu dedelerimizin oluşturduğu 15.Tümen, Muharebeyi BOZTEPE ile KIZIK tepesi arasında yapmış, bu iki tepe arasından Yunan askerlerini geçirmemiş, şehadetlerine de 16 temmuz günü bu BOZTEPE VE KIZIK HATTINDA kavuşmuşlardır.

Aşağıdaki haritada BOZTEPE – KIZIK HATTI gösterilmiştir. Boztepe -kızık hattında 16 temmuz 1921’de Ülkemizin her karış toprağından dedemiz, bu vatan topraklarında 135 dedemiz şehit ( 24 dedemiz Ordu’dan, 30 dedemiz Samsun’dan olmak üzere ) düşmüştür.
BOZTEPE’de de Ziyaretimiz tamamlanınca, burada şehit düşen dedelerimize de Allahısmarladık diyerek, gönlümüz buruk ama yine geleceğimize söz vererek BOZTEPE’den de ayrıldık.
Boztepede de özellikle 16 Temmuz 1921’de 3 saat süren şiddetli bir harp yaşandı. Tepe, Yunan kuvvetlerince alınmak istendi, bu bölgede Meclis muhafız taburu da kahramanca çarpıştı. Boztepe’de önce 24. Tümen (30. Alay) Boztepe’de çatışmaya girdi; ardından 15. Tümen unsurları takviye için bölgeye sevk edildi. En şiddetli muharebelerin yaşandığı 16 Temmuz 1921’de Boztepe Muharebesi’ni 24. Tümen’in 30. Alayı başlatıyor; tepe Yunanlılarca tutulunca, 15. Tümen Komutanı, Meclis Muhafız Taburu dâhil birlikleri Hamam doğu sırtlarına sokup, Boztepe istikametinden ilerleyişi durdurmayı başarıyor.

Yolda gelirken her tepeyi gördük, hikayelerini daha doğrusu destanlarını dinledik, öğrendik.
Aşağıdaki resimde duatepe’de Gazi Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları savaşı izliyorlar. Bu bölgede kahraman 15.Tümen savaşmıştı.Bilindiği gibi 15. Tümen Samsunda kurulmuştu ve bu tümende Ordu’lu mehmetçikler fazlaydı.



Aşağıdaki liste, Ordulu olup, kütahya’da şehit olan dedelerimizin bilinen listesidir.Dedelerimizin şehadet yerinde, resmi kayıtlarda ekseriyetle KÜTAHYA HARBİ yazmaktadır. Neleri içine aldığına bir bakalım :



Kütahya–Eskişehir Muharebeleri olarak da kayda geçen bu savaş, Temmuz 1921’de Batı Cephesi’nde geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. “Kütahya Harbi” denildiğinde tek bir nokta değil, aşağıdaki yerleşim ve cephe hatları kastedilir:
Muharebelerin Yoğun Olduğu Bölgeler
1. Kütahya İl Sınırları ve Çevresi
-
Kütahya şehir merkezi ve çevresi
-
Nasuhçal Tepe (Kütahya’nın batısı – özellikle süngü savaşlarının yaşandığı yer)
-
Ahlatlı Tepe
-
Kırmızı Tepe
-
Yumruçal / Yumruçal Tepe
-
Dumlupınar’ın kuzey ve batı kesimleri
2. Eskişehir Cephe Hattı
-
Eskişehir şehir çevresi
-
İnönü mevzilerinin güney hattı
-
Seyitgazi – Kütahya arasında kalan kırsal bölge
3. Afyon – Altıntaş – Aslıhanlar Hattı
-
Altıntaş Ovası
-
Aslıhanlar çevresi
-
Dumlupınar’a uzanan geçitler (ileride Büyük Taarruz’un yer aldığı bölgeyle örtüşür)
4. Gediz ve Simav Doğusu
-
Gediz üzerinden Kütahya’ya yaklaşan Yunan birliklerinin ilerleme güzergâhı
Resmi kaynakların aktardığına göre : Kütahya Harbi, sadece Kütahya merkezde değil;
Nasuhçal Tepe, Yumruçal, Ahlatlı Tepe, Kırmızı Tepe, Dumlupınar bölgesi, Altıntaş, Eskişehir hattı ve Simav-Gediz çevrelerinde geçmiştir.

Aşağıdaki piramite benzeyen dağ ( ilk 2 resim ) KARTEPE. Genellikle AYDIN bölgesinin oluşturduğu ve bir çoğunun şehit olduğu 57. Tümen bu tepede cesurca savaştı. En soldaki fotoğraf ise Yunanlı askerleri kovaladığımız ŞAPHANE dağı.































